üşenmek ne anlama gelir ?

Melis

New member
Üşenmenin Sessiz Hikâyesi: Bir Forum Paylaşımı

Merhaba arkadaşlar, bugün sizlerle uzun zamandır zihnimde taşıdığım bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Belki siz de benim gibi bazı işleri “yarın yaparım” diyerek ertelemiş, bazen küçük bir görevin bile gözünüzde büyüdüğünü fark etmişsinizdir. Yıllar önce tanıştığım bir insanın hayatındaki değişime şahit olduktan sonra “üşenmek” kelimesine artık sadece tembellik olarak bakmamaya başladım.

Bu hikâye, küçük bir Anadolu kasabasında başlayan ama aslında hepimizin hayatından parçalar taşıyan bir yolculuk. Çünkü üşenmek bazen hareketsizlik gibi görünse de altında korkular, alışkanlıklar, geçmiş deneyimler ve toplumsal beklentiler saklanabilir.

Siz hiç yapmak istediğiniz bir şeyi sadece ilk adımı atmak zor geldiği için ertelediniz mi? Ya da “bunu sonra hallederim” dediğiniz bir konu zamanla hayatınızda büyük bir yük hâline geldi mi?

Belki de üşenmenin gerçek anlamını anlamak için önce bir insanın hikâyesine kulak vermek gerekir.

Eski Bir Defter ve Başlayan Değişim

Hikâyemizin kahramanı Emre, otuz beş yaşında bir şehir plancısıydı. Çocukluğundan beri düzen kurmayı seven, sorunlara mantıklı çözümler üretmeye çalışan biriydi. Arkadaşları onun için “Bir problem varsa Emre mutlaka bir plan çıkarır” derdi.

Ancak Emre’nin kimsenin bilmediği bir tarafı vardı. Kendi hayatındaki bazı sorunları çözmek konusunda sürekli erteliyordu. Yeni bir dil öğrenmek istiyor, yıllardır yazmayı düşündüğü kitabı başlatamıyor, hatta bazen evindeki küçük düzenlemeleri bile haftalarca bekletiyordu.

Bir akşam eski eşyalarını düzenlerken dedesinden kalan bir defter buldu. Defterde 1950’li yıllara ait notlar vardı. Dedesi kasabada marangozluk yapan, zor şartlarda çalışan bir adamdı. Defterin bir sayfasında şu cümle yazıyordu:

“İnsan bazen işten değil, işe başlamanın ağırlığından yorulur.”

Emre bu cümle üzerinde uzun süre düşündü. Çünkü yıllardır kendisine “Ben tembelim” diyordu. Oysa belki de sorun tembellik değildi. Belki de başlangıç anında yaşadığı zihinsel dirençti.

Araştırmaya başladığında üşenmenin psikolojik açıdan yalnızca isteksizlik olmadığını fark etti. İnsanlar bazen bir görevin zorluğunu gözlerinde büyüttüklerinde, başarısız olma korkusu yaşadıklarında veya enerjilerini doğru yönetemediklerinde harekete geçmekte zorlanabiliyordu.

Üşenmek Sadece Tembellik midir?

Günlük hayatta “üşeniyorum” kelimesini çok kolay kullanırız. Merdiven yerine asansörü seçerken, uzun zamandır aramadığımız bir arkadaşımıza mesaj atmayı ertelerken veya önemli bir işe başlamayı bekletirken bu ifadeyi kullanabiliriz.

Fakat üşenmek her zaman karakter eksikliği anlamına gelmez.

Bazen insanın zihni “Bu iş çok büyük” mesajı verir. Örneğin yıllardır düzenlemek istediği bir arşivi olan kişi, yüzlerce dosyanın kendisini beklediğini düşünerek başlamaktan kaçınabilir. Aslında kaçtığı şey dosyalar değil, zihninde büyüttüğü süreçtir.

Emre bunu fark ettikten sonra kendisine farklı bir soru sormaya başladı:

“Bu işi neden yapmıyorum?”

Eskiden cevabı basitti: “Üşeniyorum.”

Artık daha derine inmeye çalışıyordu:

“Başlamak mı zor geliyor?”

“Başarısız olmaktan mı korkuyorum?”

“Bu iş gerçekten önceliğim mi?”

Bu sorular hayatında önemli bir fark oluşturdu.

Farklı Bakış Açıları: Çözüm Arayanlar ve Bağ Kurarak İlerleyenler

Emre’nin çalıştığı projede Elif adında bir ekip arkadaşı vardı. Elif, insan ilişkilerini çok iyi gözlemleyen, insanların duygularını anlamaya çalışan biriydi.

Bir gün Emre ona neden bazı işleri sürekli ertelediğini anlattı.

Elif gülümsedi ve şöyle dedi:

“Belki de kendine sadece çözülmesi gereken bir problem gibi bakıyorsun. Bazen insan önce neden zorlandığını anlamalı.”

Bu konuşma Emre’nin dikkatini çekti. Çünkü kendisi genellikle sorunlara bir mühendis gibi yaklaşıyordu. Önce problemi tanımlar, sonra çözüm planı çıkarırdı. Bu yaklaşım iş hayatında çok başarılı olmasını sağlamıştı. Ancak kendi duygularını anlamaya geldiğinde aynı yöntem her zaman işe yaramıyordu.

Elif ise başka bir yol gösteriyordu. Önce kişinin hissettiği şeyi anlamaya çalışıyor, sonra çözüm arıyordu.

Bu iki yaklaşım aslında birbirinin karşıtı değildi.

Toplumda sıkça erkeklerin daha çözüm odaklı, stratejik ve analitik; kadınların ise daha empatik, ilişkisel ve duygusal yaklaştığı yönünde genellemeler yapılır. Ancak gerçek hayat çok daha çeşitlidir. Emre’nin stratejik düşünme becerisi sorunları çözmesine yardımcı olurken, Elif’in empati yeteneği sorunun kaynağını görmesini sağlıyordu.

Bir insanın güçlü yönleri cinsiyetinden değil, deneyimlerinden, karakterinden ve hayata bakışından beslenir.

Emre plan yapmayı biliyordu. Elif insanları dinlemeyi biliyordu. Birlikte çalıştıklarında ortaya çıkan şey, yalnızca çözüm değil, anlayış oldu.

Tarih Boyunca Üşenme ve Çalışma Anlayışı

Üşenme konusu aslında insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde yorumlandı.

Geçmiş toplumlarda çalışmak çoğu zaman hayatta kalmanın temel şartıydı. Tarım yapan insanlar mevsimleri takip eder, hayvan yetiştirenler günlük sorumluluklarını aksatamazdı. Çünkü küçük bir gecikme bile büyük sonuçlar doğurabilirdi.

Sanayi Devrimi ile birlikte çalışma anlayışı değişti. Fabrika düzeni, zamanı daha kesin parçalara ayırdı. Dakiklik ve sürekli üretim önem kazandı. Bu dönemde “üşengeçlik” kavramı daha çok olumsuz bir anlam kazandı.

Günümüzde ise teknoloji hayatımıza büyük kolaylıklar getirdi. Birçok işi birkaç saniyede yapabiliyoruz. Ancak bu kolaylık, bazen sabır ve devamlılık gerektiren işlere karşı tahammülümüzü azaltabiliyor.

Belki de modern insanın problemi daha fazla çalışmak değil, dikkatini doğru yere yönlendirebilmek.

Emre bunu dedesinin defterinden öğrendi. Eski kuşakların zorluklarla mücadele ederken geliştirdiği sabır, günümüz insanının hızlı yaşamında yeniden keşfetmesi gereken bir değerdi.

Küçük Bir Adımın Büyük Etkisi

Emre hayatını bir gecede değiştirmedi. Bir sabah uyanıp tamamen disiplinli bir insana dönüşmedi.

Bunun yerine küçük adımlar attı.

Yazmak istediği kitaba günde sadece on dakika ayırdı. Öğrenmek istediği dil için her gün birkaç kelime çalıştı. Evindeki düzenlemeleri büyük bir proje olarak görmek yerine küçük bölümlere ayırdı.

Bir süre sonra fark etti ki asıl engel işlerin büyüklüğü değil, başlangıç anındaki dirençti.

Üşenmek bazen zihnin gönderdiği bir mesajdı. Bu mesajı dinlemek gerekiyordu ama ona teslim olmak gerekmiyordu.

Kendimize şu soruyu sorabiliriz:

“Ben gerçekten üşeniyor muyum, yoksa beni durduran başka bir sebep mi var?”

Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla zorlamak değil, kendimizi daha iyi anlamaktır.

Son Söz: Siz Hiç Üşenmenin Ardındaki Nedeni Aradınız mı?

Bu hikâyeyi paylaşmamın sebebi, üşenmenin insan hayatındaki yerini biraz farklı açıdan düşünmek.

Üşenmek bazen ertelemedir, bazen korkudur, bazen yorgunluktur, bazen de yanlış belirlenmiş önceliklerdir. İnsan kendini tanıdıkça hangi durumda olduğunu daha iyi anlayabilir.

Belki bugün yapmak istediğiniz ama sürekli ertelediğiniz küçük bir şey vardır.

Bir telefon görüşmesi…

Bir kitap…

Bir düzenleme…

Bir hayal…

Belki de ihtiyacınız olan tek şey mükemmel zamanı beklemeyi bırakıp küçük bir adım atmaktır.

Sizce üşenmek daha çok karakter özelliği midir, yoksa yaşam koşullarının ve zihinsel yüklerin bir sonucu mudur?

Kendi deneyimlerinizi paylaşmak isterseniz, bu konu üzerine konuşmak hepimiz için yeni bakış açıları oluşturabilir.

Kaynak notu: Üşenme, erteleme ve motivasyon konularını değerlendirirken davranış psikolojisi alanındaki çalışmalar, özellikle öz düzenleme, alışkanlık oluşumu ve motivasyon araştırmalarından yararlanılmıştır.
 
Üst