Danışandan hız alan terapi nedir ?

Melis

New member
DANIŞANDAN HIZ ALAN TERAPİ NEDİR? ZİHNİMİZİN KARIŞIKLIĞINA ÇÖZÜM BULMANIN SAMİMİ VE FARKLI BİR YOLU

Hayatın Kullanım Kılavuzu Olsaydı İlk Sayfada Ne Yazardı?

Hepimizin hayatında öyle günler vardır ki sabah yataktan kalkarken bile insanın aklından yüzlerce düşünce geçer. İş yerinde patronun söylediği bir cümle, arkadaşın mesajına geç cevap vermesi, evde bitmeyen sorumluluklar, gelecekle ilgili kaygılar... Derken akşam olur ve kendimizi koltukta otururken buluruz. Elimizde telefon, kafamızda binbir düşünce, yüzümüzde de meşhur bir ifade: "Ben şimdi nereden başlayacağım?"

Böyle zamanlarda çevremizden gelen tavsiyeler de birbirinden ilginçtir. Bir arkadaşımız hemen çözüm üretir: "Bence işini değiştir, spora başla, bir de erken yat!" Başka biri empati kurar: "Seni anlıyorum, gerçekten çok zor olmalı." Üçüncü kişi ise bütün sorunlarımızı bir fincan kahveyle çözebileceğimize inanır. Kahve güzeldir ama maalesef elektrik faturasını ödemez, aile içindeki anlaşmazlıkları da tek başına çözmez.

İşte tam bu noktada psikolojik danışmanlık ve terapi yaklaşımları devreye giriyor. Peki, danışanın kendi gücünü, deneyimlerini ve hedeflerini merkeze alan bir terapi yaklaşımıyla tanışsak nasıl olurdu?

Öncelikle bir kavram ayrımını yapalım: "Danışandan hız alan terapi" ifadesi, psikoloji literatüründe tek başına yerleşik ve standart bir terapi ekolünün adı olarak yaygın biçimde kullanılmaz. Bu ifade, danışanın ihtiyaçlarından, güçlü yönlerinden, değişim isteğinden ve kendi belirlediği hedeflerden hareket eden yaklaşımları anlatmak için kullanılabilir. Özellikle danışan merkezli terapi ile çözüm odaklı kısa süreli terapi bu anlayışı anlamamıza yardımcı olur. Ancak bu iki yaklaşımın aynı şey olmadığını unutmamak gerekir.

Danışandan Hız Almak Ne Demek?

Danışandan hız almak, terapistin danışanın hayatını onun yerine yönetmesi değil, danışanın değişim yolculuğuna kendi kaynaklarıyla katılmasına yardımcı olması şeklinde düşünülebilir. Burada danışan, yalnızca sorunlarını anlatan ve karşısındaki uzmandan talimat bekleyen bir kişi değildir. Kendi deneyimleri, değerleri, ihtiyaçları ve kararları olan aktif bir katılımcıdır.

Bunu otomobil kullanmaya benzetebiliriz. Terapist, direksiyonun başına geçip danışanı istediği yere götüren bir şoför değildir. Daha çok yol haritasını birlikte inceleyen, kavşakları fark etmeye yardımcı olan ve gerektiğinde farklı güzergâhları değerlendiren bir yol arkadaşıdır. Direksiyon danışandadır; fakat bu, yol boyunca hiç destek almayacağı anlamına gelmez.

Örneğin, iş yerinde kendisini sürekli yetersiz hisseden bir danışanı düşünelim. Terapist ona doğrudan "İşinden ayrılmalısın" veya "Kendine daha çok güvenmelisin" demek yerine şu soruları sorabilir:

- Kendinizi yeterli hissettiğiniz zamanlar oluyor mu?

- O zamanlarda farklı yaptığınız bir şey var mı?

- İş hayatınızda neyin değişmesini istiyorsunuz?

- Bir hafta içinde küçük de olsa hangi adımı atabilirsiniz?

Bu soruların amacı sihirli bir cevap bulmak değildir. Danışanın, daha önce fark etmediği becerilerini ve seçeneklerini keşfetmesini sağlamaktır. Çünkü bazen insan çözümü bilmediğinden değil, kendi bildiklerini kullanabileceğine inanmadığından ilerleyemez.

Her Şeyi Sorunun Üzerinden Okumak Zorunda mıyız?

Geleneksel düşünce biçimimizde sorunları anlamak için çoğunlukla geçmişe bakarız. "Neden böyle oldum?", "Bu sorun nereden çıktı?", "Kim hata yaptı?" gibi sorular sorarız. Bunlar bazı durumlarda son derece önemli sorulardır. Geçmiş deneyimlerimizi anlamak, özellikle tekrarlayan duygusal güçlüklerde büyük katkı sağlayabilir.

Ancak yalnızca sorunun nedenini araştırmak, her zaman istediğimiz değişimi sağlamayabilir. Bazen bir sorunun nasıl başladığını ayrıntılarıyla biliriz ama onunla ne yapacağımızı bilemeyiz.

Çözüm odaklı kısa süreli terapi tam da burada farklı bir bakış açısı sunar. Bu yaklaşım, 1980'lerde Steve de Shazer, Insoo Kim Berg ve çalışma arkadaşlarının katkılarıyla geliştirilmiştir. Danışanın güçlü yönlerine, işe yarayan deneyimlerine ve ulaşmak istediği geleceğe odaklanır.

Diyelim ki bir öğrenci sınav kaygısı yaşıyor. Sınav yaklaştıkça ders çalışmayı erteliyor, erteledikçe kaygılanıyor, kaygılandıkça daha fazla erteliyor. Zihin adeta kendi etrafında dönen bir çamaşır makinesine dönüşüyor.

Bu öğrenciye sadece "Neden kaygılanıyorsun?" diye sormak yerine, "Kaygının biraz daha az olduğu bir gün neler farklıydı?" diye sormak da yararlı olabilir. Belki o gün telefonunu başka odaya koymuştur. Belki bir arkadaşıyla birlikte çalışmıştır. Belki de bütün konuları bitirmeye çalışmak yerine yalnızca bir bölüme odaklanmıştır.

Küçük görünen bu ayrıntılar, uygulanabilir çözümlerin başlangıcı olabilir.

Erkekler Çözüm Odaklı, Kadınlar Empatik mi? Gerçek Hayat Bu Kadar Basit Değil!

İlişkilerde sıkça karşılaştığımız bir durum var: Bir kişi derdini anlatırken diğeri hemen çözüm üretmeye başlıyor. Anlatan kişi yalnızca anlaşılmak isterken karşısındaki kişi adeta bir proje yöneticisine dönüşüyor.

Örneğin, bir kadın arkadaşına iş yerinde yaşadığı haksızlığı anlatıyor. Arkadaşı, "Bence yöneticinle konuş, yaşananları yazılı olarak bildir ve başka iş ilanlarına da bak" diyor. Bunlar mantıklı öneriler olabilir. Ancak anlatan kişi o anda yalnızca "Bu kadar uğraşmana rağmen böyle davranmaları gerçekten üzücü" cümlesini duymak istiyor olabilir.

Başka bir örnekte, bir erkek iş hayatındaki başarısızlığını anlatıyor. Çevresindeki biri hemen moral vermek için "Boş ver, önüne bak" diyor. Oysa bu kişi başarısızlığının kendisinde yarattığı hayal kırıklığının anlaşılmasını, ardından da seçeneklerini değerlendirmeyi isteyebilir.

Buradan hareketle erkeklerin her zaman çözüm odaklı, kadınların ise daima empatik olduğu sonucuna varmak doğru değildir. Bunlar toplumsal beklentilerle beslenebilen kalıplardır; bireylerin gerçek davranışlarını tek başına açıklamazlar.

Çözüm üretmeyi seven bir kadın yönetici, ekibindeki sorunları analiz ederek stratejik bir plan hazırlayabilir. Duygularını açıkça ifade eden bir erkek öğretmen, öğrencisinin kaygısını dikkatle dinleyerek ona güven verebilir. Bir baba, çocuğunun yaşadığı ayrılığı anlamlandırmasına yardımcı olabilir. Bir anne ise aile bütçesindeki sorunu çözmek için ayrıntılı bir tasarruf planı hazırlayabilir.

Üstelik aynı kişi farklı zamanlarda farklı ihtiyaçlar duyabilir. Bir gün çözüm isterken başka bir gün yalnızca dinlenmek isteyebiliriz.

Asıl mesele cinsiyet değil, ihtiyacı anlayabilmektir.

Bir terapistin danışana sorabileceği en basit ama etkili sorulardan biri şudur: "Şu anda sizi dinlememi mi, birlikte seçenekleri değerlendirmemizi mi, yoksa somut bir plan oluşturmamızı mı istersiniz?"

Bazen bu soru, uzun bir tavsiye listesinden çok daha değerlidir.
 
Üst